Son yaşanan
olaylardan sonra en büyük silah, kalemdir diyerek dilim döndüğünce bir iki
kelime etmeyi bir blog yazarı olarak kendime borç bilirim. Neredeyse son on
gündür, ülkemiz mutsuzluktan kırılıyor. Hatta insanların hiç bu kadar umutsuz
olduğuna şahit olmamıştım. Dile bile getirmek istemediğimiz cinayetler,
hırsızlıklar, yaşamanın bu kadar zor olması hatta bu ay kirayı nasıl vereceğiz
diye dertlenmeler bile insanı yeterince umutsuzluğa sürükledi. Ama son on
gündür özellikle mutsuz bir ülke olduk. Şahsen bana sanki kıyametin kopuşuymuş
gibi geliyor. Bu mutsuzluğa neler sebep olmuş olabilir diye bir sebep arıyorum
umarsızca.
Küçükten büyüğe ekrana kendimizi bu kadar
maruz bırakmak, odak ve tahammül seviyelerimizin yerlerde sürünüyor oluşu,
sosyal medyanın hayatımızın bu kadar merkezinde konumlanıyor oluşu şaşırtıcı.
26 yaşımda sanki yaşlı bir birey gibi konuşacağım ama öyle. Gerçekten sokakta
oynayan çocuk sayısı azaldı. Ekranlar hayatımıza girdiği zaman çok masumdular
ama şuan elimizdeki telefonlarda bütün dünyayı taşıyoruz. ABD’nin Florida
eyaletinde yaşanan talihsiz olay Türkiye’nin herhangi bir köyüne dakikalar
içerisinde ulaşıyor artık. Teknolojiyi kötülemiyorum ama hayatımızın bu denli
içinde olması fazla can sıkıcı gelmeye başladı. Bilginin, eğlencenin yahut bir
sevdiğine ulaşmanın bu kadar kolay oluşu; ulaştığımız o şeyin kıymetinden
kıymetler götürüyor. Eskinin mektubuyla, şimdinin whatsapp uygulaması gibi
düşünün. Bizlerde sabır vardı. Bizler bir şeye ulaşırken döktüğümüz alın
terlerinden inanılmaz keyif alan bir toplumduk. Ama şuan durum öyle değil.
Dakikalar, hatta saniyeler içinde herkesin ne yaptığına, ne yediğine içtiğine
vakıf oluyoruz. Kafamızın içi çöplük gibi oldu. Doğru ya da yanlış, her şeyi
okuyoruz. Her şeye aşina oluyor gözlerimiz. Söylediğim gibi akıllı telefonlar,
tabletler evlerimize ilk girdiği zaman bu kadar tehlikeli değildi ama zaman
geçtikçe bu durum değişmeye başladı. Türkiye kocaman, birbirinin tıpa tıp
aynısı olan bir toplum oldu. Onda var bende de olsun diye diye birbirimizin
aynısı oluverdik fark etmeden. Suç oranları inanılmaz derecede arttı, insanlar
herkesin hayatını mükemmel olarak gördüğü için kendi hayatını başka hayatlarla
mukayese ede ede tüketti kendilerini. Oysa herkes kendine özgüydü ülkemizde.
Hoşgörülü bir ülkeydik. Kimsenin ne yediği ne içtiği ne giydiği bizi
ilgilendirmezdi. Kocaman kutuplar oluştu mesela, sen bunu giyiyorsun, sen
buraya gidiyorsun ayrımlarımız çıktı. Ülkenin en batısındaki amcanın başına
gelen olaya, en doğusundaki amcanın içi yanardı. Şuan içimiz kararmasın diye
haber bile dinleyemiyoruz. Biz birbirimizi severdik çünkü. Aslında koca bir
ülke olarak aynı mahallenin çocukları gibiydik çünkü. Şimdi ise koca bir kaos
var. Oysa biz aynı biziz. Sadece çağ değişiyor. Artık bir şeyler gerçekten
değişiyor ve biz bütün bunların canlı şahidiyiz. Üzülerek bakıyorum artık her
şeye. Hiç kimse mutlu değil. Herkes hayatının bir noktasında başka başka
konulardan şikayetçi. Eskisi gibi olabilir miyiz bilmiyorum. En azından
birbirimize saygı duymayı öğrenebiliriz. Daha fazla okuyabiliriz. Çünkü daha
evvelden de defalarca dile geldiği gibi, mürekkebin kuruduğu yerde kan akar.
Özümüze yeniden dönebilmek, özümüzü yeniden bulabilmek ümidiyle.
Çok kötü olan bir durum ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi elinize kaleminize sağlık çok ışık kapandı hayatımızda evet karanlıkta kalıyoruz yavaş yavaş evet ama şuda var ki aydınlığı sevebilmen için karanlıkta kalmak lazım bazen umarım bizim karanlığımız bitmiştir ve aydınlık yarınlarımız biran önce başlar aydınlığın değerini yeni yeni anladık 🙏
YanıtlaSil