Kendine ait
odasında kitabını okuyordu. Odası küçüktü biraz. Pencere kenarında bazası olan
bir yatak( bazalı olmasının nedeni okuduğu kitapları orada muhafaza etmekti.), tam
karşısında ikinci el büyük bir kitaplık vardı. Kitaplık duvarı boydan boya
kapatmıştı ve neredeyse bir kitap için bile boş yer yoktu. Bütün parasını
kitaplarına harcardı çünkü. Daha önce dört defa okuduğu kitabını beşinci kez
bitiriyordu, hiçbir ayrıntıyı kaçırmamak için. Kitabın son sayfasını
çevirdiğinde yere bir zarf düştü. Ben koymuşumdur diye düşündü ilk önce. Sonra devam
etti okumaya. Ardından kitabı beşinci kez okumanın verdiği gururla sağa sola baktı. Ve yeni yakaladığı ayrıntıları not aldı. Zarf hala düştüğü yerde
duruyordu. Eğilip aldı yerden ve açtı zarfı. İçinden çıkan bir mektuptu. Ama tek
cümlelik, kimden geldiği belli olmayan hatta kitabının arasına kimin koyduğu da
belli olmayan anonim bir mektup. ‘’ BU MEKTUP ELİNE GEÇER GEÇMEZ HEMEN KALK VE
KİMSEYE BİR ŞEY SÖYLEMEDEN AŞAĞIDA YAZAN ADRESE GEL.’’ Kim bu? Ne var o
adreste? Daha önce birkaç kez gittiği ufak bir sahafın adresi. Ara sıra gider
kitaplar alır ve oturur bir bardak çay içerdi. Eski bir sahaftı işte. Ama kim
tarafından ne ve sebeple çağırılıyordu.Bütün bu soruların cevabını bulmanın
tek yolu oraya gitmekti. Acele davranıp üzerini değiştirdi. Evden çıkmak
üzereyken son anda çantasına mektubu da atıverdi. Çok uzak değildi yürüyerek
koyuldu yola. On beş dakika kadar yürüdükten sonra geldi. Karşısında duruyordu
işte sahaf. Her zamanki gibi içeri girdi. Biraz dolaştı kitaplara baktı. Sanki o
mektubu alan kendisi değilmiş gibi sakin sakin göz gezdirdi. Raflara dikkatle
bakarken yanına tanımadığı biri yanaştı. Ve sadece ‘’Gel benimle.’’ dedi. Adamın
yüzünü göremedi ama düştü arkasına. Sahafın içinde ilerledik biraz. Daha sonra
son rafa geldiğimizde durduk. Adam bir kitabı yerinden kaldırdı ve önünde duran
kocaman kitaplık hareket etmeye başladı. Arada küçük bir boşluk oluştu ve kahramanımızın içeri girmesini söyledi. Korkmuyordu. Bir kitapçıda başına ne gelebilirdi ki? İçerisi
çok karanlıktı ama adam el fenerini yaktı ve biraz daha yürüdüler. Bu sırada
sordu ;’’ Kimsin sen, nereye gidiyoruz?’’ cevap vermedi kimliği belirsiz kişi. Yürümeye
devam etti. Karanlığın içinde biraz daha ilerledikten sonra bir kapının önüne
geldiler. Kimliği belirsiz adam buradan sonra gelemeyeceğini ve yalnız devam
etmesini söyledi. Kapıda kocaman sayılarla 2005 yazıyordu. Güç bela okudu ve daha
sonra içeriye kulak kesildi. İçeriden kahkaha sesleri geliyordu. Yitirdi korkusunu
bir anda. Kapının kolunu yavaşça çevirerek girdi içeriye. Fakat o da nesi? Baktıkları, gördükleri ancak izlediği filmlerde olabilirdi. Zira bu dünyada böyle şeylerin
gerçekleşmesi kurallara aykırıydı. Ama karşısındaydı işte. Çocukluğu,
çocukluğunu geçirdiği ev, annesi ve babası, kardeşleri hepsi oradaydı. Hatırlıyordu
bu anı. Kardeşi hasta olduğu için pasta almıştı o gün babası. Gözleri doldu. Gitmek
istiyordu. Sarılmak istiyordu geçmişine ama kıpırdarsa sanki her şey
bozulacaktı. Gözlerini kırpmaktan men etti kendini. Konuşmalara dikkat kesildi.
Günlük rutin konuşmalardı duydukları. Babasına matematik sınavından düşük
aldığını söylüyordu annesi pastayı dilimlerken. Hatırlıyordu bu anı
kahramanımız. Çünkü o gün,nedense o pastayla birlikte kazınmıştı hafızasına. Çikolatalıydı
mesela pasta. Ya da mesela üzerindeki eteği, babasını üzerindeki eski kot ceketi, sağ tarafta gürül
gürül yanan sobanın sesini… Hepsini hatırlıyordu. Kahramanımızın tek istediği o
anda kilitli kalmaktı. Ama sarılmak istiyordu. Annesine, babasına,
kardeşlerinin küçüklüğüne ve kendisine. Bir anda koştu o tarafa doğru. Sonra kucakladı
kardeşlerini. Ne kadar küçüklermiş diye iç geçirdi. Zamanın hızına küfürler
savurdu içinden. Annesine babasına sımsıkı sarıldı. Bu sırada yatma vakitleri
geldi kendisi ve kardeşlerinin üçü de hem annelerini hem babalarını öpüp odaya
giderken kahramanımız küçük kendisiyle göz göze geldi. Çok ağladı,
durduramıyordu gözyaşlarını. Ve son olarak kendisine de sarıldı. Sımsıkı sarıldı.
Bırakmak istemedi hiç. Daha sonra o da gitti kardeşlerinin arkasından. Annesiyle
babası kaldı sobalı odada iki kişi. Pastanın bulaşıkların kaldırdılar ve tek
kelime konuşmadan onlar da gittiler odadan. Kahramanımız tek başına kaldı.
Kalır kalmaz 2005 yazan kapının arkasında buluverdi kendini. Az evvel kendine
refakat eden kimliği belirsiz kişi de ordaydı. Kahramanımız hiçbir şey
söylemedi, sormadı. Kimliksiz kişinin de pek cevap vermeye niyeti yoktu zaten. Karanlıkta
yürüdüler tekrar. Önce el fenerinin yeterince aydınlatamadığı karanlık
koridordan, daha sonra da sahaftan çıktı. Yok olmuyordu, durmuyordu göz
yaşları. Derinden bir nefes aldı ve yürümeye mecal buldu kalbinden. Biraz
ilerledi daha sonra oturdu kaldırım taşına. Yeniden sövdü saydı zamana. Zamanın
hızına. Ama bu sefer içinden değil. Daha sonra usul usul ağlamaya devam etti. Kalkmadı
kahramanımız o kaldırımdan uzun bir süre…
Her yazdığını çok beğenerek okuyorum, adeta yeni bir dünyanın kapısını aralıyor bana. Başarılarının devamını dilerim!
YanıtlaSilKalemine sağlık. Yazmayı bırakma :)
YanıtlaSil☺️
YanıtlaSilGerçekten çok beğendim. Herzamanki gibi yine çok güzel yazmışsın.
YanıtlaSil