Gözümü açıp saate
baktığımda üç buçuktu. Yalnız yaşayan bir kadın olduğum için mutfaktan gelen
daktilo seslerinden endişelendim. Önce hiç duymamış gibi davranıp uyumaya devam
etmek istedim fakat sesler gelmeye devam edince yerimde daha fazla duramadım ve
mutfağa gittim. Garip, uyurken asla lambaları açık bırakmam ama mutfağın
lambası yanıyordu. Kapıyı açıp içeri girmeye çok korkuyordum ama içimdeki ses
kapıyı açmamı söylüyordu. Daha sonra kapıyı açtım ve gördüklerim karşısında
nutkum tutulmuş vaziyette kapı eşiğinde kalakaldım. Burnuma aniden sigara ve
kahve kokusu geldi. Ayrıca masada saçı başı darmadağın olmuş bir kadın oturuyordu.
Şaşkınlıktan dilimi yutmak üzereydim çünkü masada oturan, saçı başı dağılmış
olan kadın bendim. Kendi mutfağımda kendimi görüyordum. Birkaç kez seslenmeme
rağmen beni duymadı ve bir şeyler yazmaya çalışıyordu. Başaramadıkça kâğıdı
buruşturup yeni bir kâğıda geçiyordu. Bundan olsa gerek, yerler buruşturulmuş kâğıtlarla
doluydu. Ben sadece olanları izliyor ve tepkisiz kalıyordum. O sırada masadaki
kadın -yani ben- yerinden kalktı ve bir fincan kahve alıp içmeye başladı. Bir
yandan da tekrar yazmaya çalıştı fakat başaramadı. Başaramayınca bir sigara
yaktı ve kahveyle birlikte içti. Sonra birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı
ve ben sadece olanları izliyordum. Kadının karşısındaki sandalyeye oturdum,
daha yakından görebilmek için. Kadın yazabilmek için üstün bir çaba sarf ediyor
fakat başaramıyordu. Ne yazmaya çalıştığını merak edip masanın üzerindeki kâğıtların
hepsini aldım okumaya başladım. Olaylar daha da karmaşık bir hal almaya
başladı. Sebebi şu ki, elimdeki kâğıtlar son romanımın taslaklarıydı. Masada
oturan diğer ben de bu romana bir son yazmaya çalışıyordu saatlerdir. Kalkıp
bir fincan kahve de ben aldım kendime, kendimle kahve içtim o gece. Şaşkınlığım
yerini çok anlamsız bir keyfe bıraktı. Gözümü kırpmadan kendimi izlemeye devam
ettim, acaba yazabilecek miydim romanın sonunu diye. Saniyeler dakikaları,
dakikalar saatleri kovaladı. Ve daha fazla dayanamayıp uyuyakaldım mutfakta.
Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerim açıldı. Kendimi savaştan çıkmış gibi yorgun
hissediyordum. Yavaş yavaş, dün geceyi anımsadım. Tezgahın üzeri kahve
fincanlarıyla, kül tablası sigara izmaritleriyle ve yerler buruşturulmuş A4
kağıtlarıyla doluydu. Anlaşılan, dün gece romanımın sonunu yazabilmek için hayli
uğraşmışım. Tam o sırada daktilonun üzerindeki kağıtlar dikkatimi çekti ve
okumak için uzanıp aldım. Dün gece romanımın sonunu yazıp, bitirmiş olduğumu
fark ettim. Dün geceyi bir kez daha anımsadım, kendimle kahve içip bir nevi
kendimle yüzleşmemi … Daha sonra bir fincan kahveyle birlikte roman
taslaklarının hepsini alıp oturma odasına geçtim. Bir yudum kahve içip, okumaya
başladım. Roman şöyle başlıyordu;
‘’Gözümü açıp saate baktığımda üç buçuktu. Yalnız yaşayan bir kadın olduğum
için mutfaktan gelen daktilo seslerinden endişelendim …’’