16 Ocak 2020 Perşembe
Doğu Türkistan
Hikâyesini anlatmaya dolu dolu gözlerle başladı Meryem. Sanki yeniden aynı şeyleri yaşıyormuşçasına okunuyordu acısı gözlerinden. Ama anlatmak, duyurmak istiyordu sesini yine. Gördüğü, yaşadığı bütün zulümleri dile getirmek istiyordu, bu zulmün bitmesi için. Fiziki olarak nasıl şiddet gördüğünden başladı anlatmaya.’’ Onların dinini benimsemediğimiz ve benimsemeyeceğimiz için zulme uğradım. İnsanın aklının alamayacağı derecelerde işkenceler gördüm. Belirli aralıklarla, dikte edilen düşünceyi kabul etmediğim için vücuduma elektrikler verdiler. Artık değil karşı koymak, ağlamaya dahi mecalim kalmadı. Tek istediğim şey buradan bir an evvel kurtulmaktı. Günlerce aç susuz kaldım. Kadın başıma sopalarla dayak yedim, yetmedi kucağımda üç yaşında çocuğum varken namusuma göz diktiler. Ailemdeki hiç kimseden haber alamadım, yaşayıp yaşamadıklarını dahi bilmemek canımı çok yaktı. Her gün kardeşlerimin, annemin ve babamın ne yaptıklarını, nerede olduklarını düşünmekten delirmeme ramak kalmıştı. Halüsinasyonlar görmeye başladım. Hem fiziksel hem psikolojik olarak aklımı kaybettiğime hepten inanmaya başlamıştım. Daha ne tür işkenceler görebilirim diye düşündükçe ortaya hep yenileri çıktı. Kabul etmemi istedikleri fikirleri kabul etmediğim için üç yaşındaki kızıma gözlerimin önünde işkenceler edildi ki bu bir annenin yüreğini yakıp kavuran bir olaydır. Fakat yine de, gerek fiziksel gerek psikolojik onlarca işkence görmeme rağmen dönmedim davamdan. Çünkü peygamber efendimiz geldi aklıma hep; ’’Güneşi sağ elime, Ay’ı sol elime verseler yine de dönmem davamdan.’’ demişti o. Çünkü biz onun ümmetiydik. Ne olursa olsun güvendim Allah’a. Ellerimi göğe kaldırıp dua dua yalvardım hep. Çünkü biz müminlerin en büyük silahıydı dua. Çaresizlikten ağlarken de O’na sığındım, acıdan parçalanırken de. Çünkü benim güvendiğim bir Allah var. Nitekim duydu da sesimi, Türkiye’ye sığındık. Tam 20 sene evvel bugündü. Kızım bugün yirmi üç yaşında. Annem, babam eşim kardeşlerim… Onlardan haber alamadım yirmi senedir ama ben hayattayım, kızımın büyüdüğünü gördüm, bütün ömrüm dinimi özgürce yaşayarak geçti, hamdolsun. Allah Türkiye’den razı olsun.’’ diyerek bitirdi cümlelerini Meryem, gözleri yaşlarla doluyken… Sanki anlatınca yeniden yaşamışçasına geçti gözlerinin önünden o günler, tıpkı film şeridi gibi. Yıllar öncesinde Doğu Türkistan zulmünü bizzat yaşayan bir kadın olarak anlattı röportajda Meryem. Davasında nasıl ısrarcı olduğunu anlattı. Ölürse şehit olacağına can-ı gönülden nasıl inandığını anlattı. Ve bizler bu zulüm yaşandıktan tam 20 sene sonra bir kez daha dinledik Meryem’den o günleri. Bu konuşmayı 20 sene evvel yaptığında, orada zulüm görmeye devam eden kardeşlerinin kurtulmasına yardım etmişti bir nebze de olsa. Ve bugün o konuşmadan tam 20 sene sonra, bir kez daha hatırlattı bizlere Doğu Türkistan zulmünü.
Bizim bir davamız var. Uğruna canlar verilmiş bir dava! Âdem’den bu yana sımsıkı sarıldığımız bir dava. İşte Meryem de davasını savundu, inancını savundu gücü yettiğince.
Teşekkürler
Zehra ÇELİK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)