28 Aralık 2019 Cumartesi
Aldırma Gönül
Uzun zamandır planladığım geziye nihayet çıkıyorum. Saat sabahın altısı, gün henüz ağarıyor. Kuşluk vaktindeyiz … Mayıs ayındayız. Bu yolculuğu çok uzun zamandır planlıyordum fakat aksilik bu ya, bir türlü denk gelmedi. Size biraz kendimden ve çıkıyor olduğum yolculuktan bahsedeyim. 25 yaşında, edebiyata meftun, okumaya çok büyük tutkusu olan âcizane bir hanımefendiyim. Bir edebiyat dergisinde editörlük yapmaktayım ve işlerden vakit bulur bulmaz gezmelere adanmış bir ruhum var. Bu ruhu hayatın tüm realitesine karşın baskılayamadım. Çok uğraştımsa da olmadı. Bende en son kabul edip daha çok gezmeye başladım. Yanımda dergiden bir arkadaşım var. Hatta dostum. O da en az ben kadar okur. En az ben kadar edebiyat dolu… Birlikte çıkacağız bu yolculuğa. Çıkıyor olduğumuz yolculukta tıpkı biz gibi edebiyat dolu. Anlayacağınız her şey edebiyattan ibaret. Sinop Cezaevi Müzesine gidiyoruz. Amacımız hatta amaçtan da öte hayalimiz, Sabahattin Ali’nin kaldığı koğuşu ziyaret edip, duvarlarda o ruhu yakalayabilmek… Size bu hikâyeyi anlatırken yolu yarılamışız bile. Çok uzun bir yola talim olduk, zira önümüzde hala 400 kilometre var. Dağları izleye izleye geçiyor yolculuk, mayıs ayının getirdiği o tatlı rüzgarla birlikte yola revan oluyoruz. İçimiz kıpır kıpır. Sabahattin Ali’nin zat-ı aliyle görüşmeye gidermişçesine bir heyecan … Sizde hissediyorsunuz öyle değil mi?
Sinop’a giriş yaptık, az evvel tabeladan gördüm. Acaba Sabahattin Ali’de buraya getirilirken bakmış mıdır tabelaya diye bir düşünce geçiyor aklımdan. Baktıysa da görebilmiş midir ki cezaevi aracından? Ben bu sorulara cevap bulmaya çalışırken arkadaşım otobüsün terminale girdiğini söyleyerek dalgınlığımı sonlandırdı. Daha sonra otobüsten indik ve denize nazır bir yere giderek mis gibi bir kahvaltı yaptık. Temiz havayı ciğerlerimin her yerinde hissediyordum. Yeni bir şehir görme keyfi ve Sabahattin Ali’yi görecekmişçesine yüreğimdeki o heyecan… Mutlu ve daha da önemlisi huzurluyum. Kahvaltı yaptığımız yerden ayrılıp o çok meşhur olan Sinop Kalesi’ne doğru gidiyoruz. Her şey çok huzurlu. Kaleye çıktığımızda rüzgârın şiddeti artıyor. Fakat tatlı bir rüzgâr bu, mayıs ayındayız a! Kalenin denize karşı oluşu büyülenmeme sebep oluyor. Sabahattin Ali’nin buralara gelmiş olabileceğini hayal ediyorum. Acaba burada oturduysa, o neler düşündü diye düşünüyorum. Derken saatin ilerlediğini fark edip kaleden iniyoruz. Vee cezaevi müzesinin önündeyiz. Kalbim hızlı hızlı çarpıyor. Sanki içeride Sabahattin Ali bizi bekliyor. Gezmeye başlıyoruz cezaevini. Çok hikayesi var buranın. Koridorun sonuna doğru tek kişilik bir koğuş… Buradan yürürken, yıllar evvel Sabahattin Ali’nin de yürüdüğünü görüyor gibiyim. Kafası önünde dertli dertli koğuşuna götürülen bir yazar. Üstelik çok kıymetli bir yazar. Yuvarlak gözlüklerinin altındaki gözlerini, hüzün dolu görüyorum bu defa. Koğuşun önüne geldiğimde duygu yoğunluğunun nirvanasını yaşıyorum adeta. Karşıda asılı duran bir saz var. Belki dertli dertli vurmuştur sazının tellerine. Yahut bu duvarlara baka baka neler düşünmüştür kim bilir. Belki ağlamıştır da … Çok sevdiğim yazarı ağlarken hayal ediyorum istemsizce. Fakat bunu fark edince hemen siliyorum aklımdan o görüntüyü. Daha sonra aklıma ‘’Aldırma Gönül’’ şiirini burada yazdığı geliyor. İstemsizce duyuyorum kulaklarımda Edip Akbayram’ın sesini. Gülümsüyorum sonra. Sabahattin Ali’nin ruhu her şeyiyle duvarlarda hissediliyor. Hüznü, öfkesi, mutluluğu, aşkı, heyecanı ... Her şey var burada. Zira bakmasını bilen gözler görüyor, hissediyor. Tebessümler ve sakin gözyaşları bu hisse tepki olarak akıyor gözlerden. Yola çıkmadan evvel, yolun ve varılan yerin bu denli güzel olacağını tahmin edememişim. Çok güzeldi fakat öyle görünüyor ki artık gitmemiz lazım. Tekrar yola koyuluyoruz. Kulaklığımda bir Sabahattin Ali şiiri olan ‘’Aldırma Gönül’’ var. Edip Akbayram dinleye dinleye dönüş yoluna revan oluyoruz. Hissettiğim şeyleri tam olarak izah edebilmem pek mümkün görünmüyor ama yine de bir cümle kurmak istiyorum.
Sabahattin Ali’yle bir kez daha tanışmış gibi hissediyor ve dağlara baka baka veda ediyorum Türk Edebiyatı’nın yuvarlak gözlüklü, yüzü tebessümle dolu yazarına …
Sevgilerle
Bir cezaevinin toplum anısına bu kadar kuvvetli kazındığına çok ender rastlanır sanırım. Bu ister Sebahattin Ali'nin edebi kişiliği, ister müziğin toplum üzerindeki gücünü göstermesi açısından olsun son derece önemli bir örnektir.
YanıtlaSilKeyifle okuduk yazınızı, teşekkürler...
Bakışların ufkun geniş ve uçsuz olsun.......
YanıtlaSil