20 Haziran 2019 Perşembe
Acilen Bir Şeyler Yazmam Lazım Ama ...
Sabahın beş buçuğu, adını bilmediğim bir sahilde yalnız başıma oturuyorum. Gün henüz ağarmadı. Acilen bir şeyler yazmam lazım. Çünkü içimdekileri ortalıklara dökmezsem iyice darmadağın olacağım. Derin bir nefes alıyorum. Henüz ağarmamış olan gün, içime dolup dolup taşıyor. Huzuru hissediyorum. Saat 05.40. Acilen bir şeyler yazmam lazım ama beceremiyorum, içimi dökemiyorum kağıda iyi mi? Bu saatlerde çok sakin oluyormuş burası, oysa gündüzleri insan kaynıyor. İnsanların yoğun olduğu ortamları sevmediğimi fark ediyorum. Kalabalık ortamların beni ne kadar boğduğunu hissediyorum o an. Ve kendimi, kabuğuna çekilmiş bir kaplumbağa gibi tahayyül ediyorum. Ne de çok uzaklaşmışım insanlardan… Son 2 yıl ne kadar da değiştirmiş beni. Nitekim bulunduğum yer bunu da fark etmeme sebep oluyor. Rüzgar esiyor hafif hafif. Hep sevmişimdir zaten rüzgarı, bana ilham vermiştir her daim. Saat 06.00. Acilen bir şeyler yazmam lazım fakat ellerim kalem dahi tutamıyor. Zira kafamın içinde dönen kırk tilki yüzünden kağıda odaklanamıyorum. Sait Faik’in bir sözü geliyor o an aklıma. ‘’Yazmasaydım, delirecektim.’’ Yaşadıklarımı düşünüyorum, en mutlu anılarım, yaşadığım çaresizlikler bilfiil gözlerimin önünden geçip gidiyor. Kendimi seyretmiş gibi olup hafif bir tebessüm ediyorum. Bu film şeridi mevzusunu hep sevmişimdir, insan düşünürken kendini ve anılarını seyrediyor gibi oluyor. Enteresan… Saat 06.10. Gökyüzü artık aydınlık, tıpkı kendi kendime kurduğum fakat en yakınımdakilerin bile bilmedikleri hayallerim gibi. Acilen bir şeyler yazmam lazım fakat beceremediğim için yırtıp atıyorum defterimdeki o sayfayı. Yazabilseydim ne değişik şeyler çıkardı oysa. Oturduğum sahilden bakabildiğim kadar uzağa bakıyorum, masmavi denizle göz göze geliyoruz. Derin bir nefes daha alıyorum. Aydınlanan gökyüzünü fark eden insanlar, bir bir sahile gelmeye başlıyorlar. Gürültüleri kulak tırmaladığı için buradan gitme kararı alıyorum. Dizlerimdeki defteri çantama koyup, yürüyorum sahilde. Ta ki uçsuz bucaksız kumsalda bende bir kum tanesi kadar kalana dek. Saat 06.30. Acilen bir şeyler yazmam lazım fakat sahili çoktan terk etmiş bulunduğumu fark ediyorum. ‘’Neyse’’ diyorum içimden. ‘’Belki daha sonra yine aynı sahile yolum düşer de yazabilirim.’’
Sevgilerle
Zehra ÇELİK
14 Haziran 2019 Cuma
Ölüm
İnsanoğlu denen meçhulün alışamayacağı bir acı yok derler. Hatta ölüme bile alışır diye eklerler sonuna. Çok sevdiğin ve zamanında bir şeyler paylaştığın biri artık yok ve işin enteresan tarafı bir daha da olmayacak. Bir daha birlikte yemek yiyememek, hasbihal edememek, sesini duyamamak… Ölüm kavramını gerçekten anlayıp idrak ettiğim zamanlarda içime bir ürperti gelir. Sevdiğim birinin aniden ortadan kaybolması ve bir daha hiç olmayacak oluşu kalbimde incecik bir sızıya sebep oluyor. Zaman diyor insanlar. İnsanın zamanla alışamayacağı hiçbir şey yoktur diyorlar. Acıyı asla ortadan kaldırıp atamaz ama varlığına alıştırır. Çok ürkütücü bir şey bu. Ama aynı zamanda acıya alışıyor olmanın, kuvvetli bir değeri olduğunu düşünüyorum. Zira ilk günkü gibi kalsa, insan aklını oynatır. Anılarının tümü onunla birlikte tazeliğini yitiriyor. Zamanla değişiyorsun, belki pişmanlıkların ortaya çıkıyor, belki iyikilerin. Kim bilir? Ama zamanla değişiyorsun, buna eminim. Çünkü kalpteki sızı, insanı çok değiştiriyor. Belki olman gereken insan oluyorsun üzülürken, belki olgunlaşıyorsun. Bunun sebeb-i hikmeti nedir bilinmez. Fakat kalpteki acının insanı bambaşka bir insan yaptığı kanaatindeyim. Neler değişir biliyor musunuz? Ya kızgın bir ateş gibi oluyor insanı kalbi, ya da hiçbir şeye aldırış etmeyen, her şeyden elini eteğini çekmiş gibi umursamaz bir tavırla yaşamaya devam ediyor. Giden gittikten sonra her şey devam ediyor aynı şekilde evet ama bir şeyler hep eksik kalıyor insanın içinde. Velhasıl-ı kelam, ölüm… Belki de milyarlarca tanımı yapılabilecek fakat aynı zamanda milyarlarca insana aynı hiçliği, aynı boşluğu hissettirebilecek tüm dünya insanlarının ortak acısı. Bu acının unutulabileceğini katiyen düşünmüyorum, bu acıya yalnızca alışılır. Onunla yaşamayı öğrenirsin, kabullenerek. Bu acıyla olabildiğince geç tanışmak temennisiyle…
Sevgilerle
Zehra ÇELİK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)